Türk Amerikan İlişikilerinde Ermeni Diasporasının Rolü

Kasım 23rd, 2007 by admin

TÜRK - AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE ERMENİ DİASPORASININ ROLÜ
Prof. Dr. Kemal Çiçek
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
Tarih Bölümü
Trabzon

Bu tebliğimizde Ermeni diasporasının Türk-Amerikan ilişkilerinde etkisini ve Emeni sorununa katkısını birkaç örnek olaydan yola çıkarak değerlendirmeye çalışacağız. Ermeni Sorunun Türkiye için bir dış tehdit haline gelmesi ve uluslar arası ilişkilerimiz olumsuz olarak etkilemesi 19. yüzyılın sonlarından başlamaktadır. Bu sürecin başlamasında kuşkusuz Türkiye?den Amerika?ya göç eden Ermenilerin rolü bugüne Türkiye?de çok üzerinde durulmasam da büyük olmuştur. Çünkü henüz 1880 yıllarda sayıları 2000 civarında olmalarına rağmen diaspora Ermenileri Amerika Birleşik Devletlerinde örgütlenmeye, dernekleşmeye ve Türkiye aleyhine yoğun bir kulise başlamışlardır.(1) Hınçak ve Taşnak gibi gizli örgütlerinde bilindiği gibi Amerika?da şubeleri kurulmuştur.(2) Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki ilk isyancı Ermeniler de bunlar arasından çıkmıştır. Dolaysıyla Türkiye?nin dış güvenliğine yönelik faaliyetleri tartıştığımız bu sempozyum da, bu konunun tartışılması uygun olacaktır.

Bir tebliğin dar sınırları içerisinde Ermeni diasporasının Türkiye?nin dış dünya ile ilişkilerini bozmaya yönelik faaliyetlerini inceleyecek değiliz. Bu nedenle burada özellikle Ermeni diasporasının en etkili olduğu yerlerden olan ABD?de Türkiye aleyhindeki faaliyetleri ve bunların Amerika ile ilişkilerimiz üzerine etkilerini ele almaya çalışacağız. Dönem olarak da kısıtlama yapmak mecburiyeti vardır ve biz 1880-1930 yılları arasındaki gelişmelerle yetineceğiz. Aslında o dönemde Osmanlı ile başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti ile devam eden sorunlar, günümüze de ışık tutmaktadır, çünkü diaspora Ermenilerinin Osmanlı hükümetinin önüne koyduğu problemler egemenliğinin kullanımı ile ilişkilidir. Avrupa Birliğine katılmaya çalıştığımız bu dönemde de insan hakları ve evrensel hukuk kurallarının iç hukuku üstün tutulması gerekliği konusundaki baskılar büyük ölçüde geçmişte yaşanan tecrübelerle örtüşmektedir. Bu yüzden Osmanlı hükümetlerinin diaspora Ermenilerinin tutumlarından ve kapitülasyonlar çerçevesinde değerlendirilen eylemleri bugünü anlamak için de iyi izlenmelidir.

Bilindiği gibi, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ama özellikle 1900 yıllarda ABD?ye Ermeni göçü artırmış, resmi girişlere göre sadece 1899-1914arasında giriş yapanların sayısı 51,950?ye ulaşmıştır.(3) Bu göçlerle beraber Türk-Amerikan ilişkileri de yoğunlaşmıştır. Türkiye?den göç edenler ve çoğunluğu Ermeni olan bu insanlar, Türkiye?den tamamen kopmamışlardır, geçimlerini sağladıktan sonra geride kalan birikimlerini memleketlerindeki yakınlarına aktarmayı sorumluluk addetmişlerdir.

Sayıları gittikçe artan ve örgütlenen Ermeniler ile Amerika arasında bir köprü kurulmasına yol açmışlardır. Yaşadıkları yerlerde Türkiye ve Türkiye?deki sorunlara ilgisini kaybetmeyen diaspora Ermenileri, özellikle 1880-1890?lı yıllarda Osmanlı devletine karşı bağımsızlık savaşı veren akrabalarıyla dirsek temasında kalmışlardır. Hatta isyanların başlamasıyla birlikte Türkiye?deki örgütlenmeyi ve direnişi her şekilde desteklemişlerdir. Kısa zaman sonra da diaspora Ermenilerinin önderliğinde ve güdümündeki eylemler üzerinden Osmanlı hükümeti ile Ermeniler ve tabii ki Amerika Birleşik Devletleri karşı karşıya gelmişlerdir.(4) Çünkü göç eden ve ABD?de milliyetçi derneklerde faaliyetlere başlayan Ermeniler sık sık Türkiye?ye gelerek ( ya da gönderilerek ) eylemlere karışmışlar, hatta Osmanlı elebaşlığını yapmışlardır.(5)

Bu Durum Osmanlı yöneticilerinin dikkatlerinden kaçmamıştır. Soruna çözüm bulmak ve diaspora Ermenilerini eylemlerden alıkoymak için bazı önlemler alınması yoluna gidilmiştir. Öncelikle diaspora Ermenilerinin Türkiye?ye girişi önlemeye çalışılmış, Ermenilerin çıkışı, çıkarsa girişi yasaklanmıştır. İşte bu politika ya da iç güvenlik önlemi Türkiye ile ABD?yi tabiiyet sorunu ile karşı karşıya bırakmıştır.(6) Zira Türkiye?den ABD?ye göç eden Ermeniler, burada kolaylıkla vatandaşlık hakkı alıyor ve Türkiye?ye dönüyorlardı. Türkiye?de ise genellikle Osmanlı tebaasından kaynaklanan haklarını kaybetmemek için bunu gizliyor ta bir suç işleyinceye kadar ortaya çıkarmıyorlardı. Bu öyle ara sıra görülen nadir bir durumda değildi. Tahminlere göre 70,000 civarında Amerikan vatandaşlığına geçen Osmanlı Ermenisi 1900-1914 yılları arasında Türkiye?ye giriş yapmıştı.(7)

1830 tarihli Osmanlı ABD antlaşmasının 4. maddesine göre-ki bu kapitülasyonlardan Amerika?yı da yararlandıran bir antlaşmadır. Amerikan vatandaşlığına geçen bir Ermeni Türkiye?ye döndüğünde Amerikanın himayesinde (protege) konumunda oluyordu. Yani Osmanlı kanunlarından muaf oluyordu. En azından ABD?nin antlaşmasının ilgili maddesini yorumu bu şekildeydi. Çünkü antlaşma metninin Türkçe orijinali ve İngilizce tercümesi arasında önemli farklar bulunmaktaydı. Bundan dolayı Osmanlı Devleti maddeyi yorumu çok farklıydı. Buna göre, göç eden, Ermeni döndüğünde hala Osmanlı Devletinin maddeyi yorumu çok farklıydı. Buna göre, göç eden Ermeni döndüğünde hala Osmanlı vatandaşı statüsündeydi ve mali, idari, hukuki uygulamalara tabiiydi. Antlaşmanın 4. maddesi ticari davaların işleyişini belirliyordu. Osmanlı Devletinin bu yorumu muhtelif kanun ve mevzuat hükümlerine dayandırılıyordu ama bu hükümlerin hiçbirisi ABD ile bir mutabakat şeklinde ele alınmadığından Amerika tarafından tanınmıyordu.(8)

Bu hukuki anlaşmazlık doğrusu Ermeniler tarafından çok iyi kullanılıyordu. Amerika da Amerikan vatandaşı, Türkiye?de tebaa gibi yaşıyor, ancak hukukla başları belaya girdiğinde protege statüsünde olduklarını iddia ediyorlardı. Hatta Amerikan vatandaşı olmayan Ermeniler bile protege belgesi alabiliyorlardı. Osmanlı Devleti adeta isyan başlatan, cinayet işleyen, suikasta katılan Ermenileri yargı önüne çıkartamaz olmuştu. Bu duruma son bir son vermek için 1860 yılında Osmanlı Devleti bütün himaye sahiplerinin 3 ay içerisinde ülkeyi terk etmelerini, bunu uymayanların Osmanlı tebaası olarak görüleceğini ilan etti. Bu yeni kanun hükmüne göre başka bir ülkenin vatandaşlığına giren bir Osmanlı tebaası hukukuna tabii olmaktan kurtulmuyordu. Böylece Osmanlı Devleti protege hakkının beslediği bataklığı kurutmayı ümit ediyordu. Halbuki, Osmanlı gayrimüslimleri aleyhlerine olan bu durumdan kurtulmak için başka ülkenin vatandaşlığına geçtiler ve kapitülasyonlardan yararlanarak Osmanlı topraklarında yaşamlarını sürdürdüler. Bu yöntem o kadar yaygınlaştı ki, kısa zaman ?ülkedeki başka ülkelerin vatandaşları? ?gerçek yabancıları? geçti.(9) Buna karşı 1869 yılında Osmanlı Devleti irade-i seniye olmadan başka ülkede vatandaşlığa geçmeyi yasakladı. İzin almadan vatandaşlıktan çıkanların ülkeye girdikleri zaman Osmanlı vatandaşı olarak muamele göreceklerini açıkladı.(10)

Bu durum Osmanlı Ermenilerinin en çok vatandaşlığa geçtikleri ülke olan ABD-Türkiye arasında hukuk anlayışından kaynaklanan sorunlara yol açtı. Çünkü ABD hukuku jus soli, Osmanlı hukuku ise juis sanguinin prensibine dayalı bir yoruma olanak veriyordu. Üstelik Osmanlı Ermenilerinin büyük bir kısmı ABD?ye vergiden harçtan, suçlardan veya askeri yükümlülüklerden kaçmak için geçiyordu. Aslında göç etmek isteyenlere 1890?li yılların sonlarında kadar her türlü kolaylığı sağlayan Osmanlı Devleti, bu tarihten sonra diasporanın yarattığı sorunlar yüzünden çıkışları izne bağladı. Özellikle daha önce suç işlemiş olanların çıkışına engel olamaya çalıştı. Bir süre sonra Ermeniler kaçak yollardan Amerika?ya göç etmeye başladılar ve irade talep etmediler. Böylece göç etseler bile Osmanlı hukukuna göre Osmanlı tebaasıydılar. Bu durumda bütün yükümlülükleri devam ediyordu. Halbuki Osmanlı Ermenileri aslında bu yükümlülüklerden kaçmak için göç ediyorlardı ve üstelikte iradeye gerek duymadan ABD vatandaşlığına geçebiliyorlardı. Çünkü bu uygulama ABD ile bir mutabakat sonucu başlatılmadığı için Amerikan kanunlarına göre geçersizdi. Dolaysıyla ABD pasaport dağıtmaya devam etti. Kolay vatandaşlık ve güçlü bir ülkeyi aralarına almak Ermenileri adeta celp ediyordu. İşte bu Ermeniler Osmanlı topraklarına döndüklerine iki ülkeyi karşı karşıya getiriyorlardı. Bir kısmı Taşnak, Hınçak veya adi suçlu olan bazı Ermeniler suç işlediklerinde gizledikleri ABD pasaportlarını gösteriyor ve konsolosların himayesini talep ediyorlardı. Osmanlı Devleti göre bunlar Osmanlı Tebaası, Amerika?ya göre Amerikan vatandaşı idiler. Amerika onları korumak, Osmanlı geri döndüklerinde yükümlülüklerini hatırlatmak istiyordu. Üstelik Ermeniler Amerika kanunlarına göre yakınlarını da ABD vatandaşlık haklarından yararlandırmak istiyorlardı.(11)

Bazı Ermeniler sırf vatandaş olma için özellikle de örgüt mensupları ABD?ye gidiyordu. Misyonerler de Osmanlı Ermenilerinin Amerikan vatandaşlığına geçmelerine destek oluyorlardı. Çünkü, misyonerlerin sadece eğitim vermek yada Ermenileri kendi mezheplerine geçmeye ikna etmek gibi bir misyonla değil, aynı zamanda ?Hıristiyanları Türk yönetiminden kurtaracak kahramanlar? da yetiştiriyordu. Bu niyetlerini gizli ve açık olarak defalarca yazdıkları raporlarda dile getirdikleri biliniyordu. Ancak teslim etmek gerekir ki, Amerikan hükümeti misyonerlerin bu politikasını açıkça desteklemiyor, hatta Ermenilerin artan oranlarda vatandaşlık elde etmesinden duyduğu rahatsızlığını ifade etmekten kaçınmıyordu.(12) Zira, müfettişlerin yaptıkları soruşturmalar ortaya koymaktaydı ki, yakayı ele veren Ermenilerin büyük bir çoğunluğu ABD?ye dönme niyetinde değildi. Gerçekte bunlar Amerikan vatandaşlığını sadece araç olarak kullanıyorlardı. Pek çoğu Türkiye?de harçsız, vergisiz mülk sahibi olabilmek için Amerikan pasaportu alıyordu. Bazıları sırf tüccarlık gayesiyle, ama en tehlikelisi bazıları anarşist olarak işledikleri suçlardan kaçmak için Amerikan vatandaşı oluyordu. Durum çetin bir hal aldı. Öyle ki daha 1893 yılında başkan Başkan Cleveland yaptığı yıllık konuşmasında Osmanlı hükümetinin bu tip Ermeni vatandaşlarından şikayetini haklı bulduğunu söyledi. Çünkü o sıralarda New York?ta yayınlanan bazı Ermeni gazetelerinde açıkça Osmanlı Ermenilerini silahlı mücadeleye çağıran bildiriler yayınlıyordu. İşin ilginç yanı Amerika ile Osmanlı Devletinin 1830 antlaşmasının ilgili maddesinin farklı yorumlarından kaynaklanan duruma çağıran bildiriler yayınlıyordu. İşin ilginç yanı Amerika ile Osmanlı Devletinin suç işleyenleri mahkeme etme hakkını da saygı duyduğunu ilan ediyordu. Bu açıklama Ermenileri tedirgin etti ve yoğun bir propaganda faaliyetine girmelerine sebebiyet verdi. 1892 yılında Osmanlı hükümeti ABD elçisini 18 Ocak 1869 yılında çıkarılan Osmanlı Vatandaşlık Kanunu kabul etmeye çağırdı.(13) Bu kanunun beşinci maddesi daha önce de ifade ettiğimiz gibi, hiçbir Osmanlı vatandaşının, izinsiz başka bir ülkenin vatandaşlığına geçemeyeceğini hükme bağlıyordu. Orta-elçi Hirsch ise vatandaşlığa sahip olanları himaye etmeyi sürdüreceğini bildirdi.(14) 1898 yılında bir kez daha taraflar karşı karlıya geldiler. ABD, Osmanlı otoritelerinden izin almadan vatandaşlığa geçmenin kendileri açısından bir sakıncası olmadığını iddia etti. Hatırlatalım ki, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, Almanya, Rusya başta olmak üzere dönemin büyük Avrupa güçleri Osmanlı devletinin 1869 tarihli kanunu tanımışlar ve ona göre hareket etmekteydiler. Yani, Ermenilere Türkiye?de suç işledikleri takdirde himaye edilmeyeceklerini bildirdi. Bu ülkelerden Fransa, Hollanda, Belçika irade-i seniye olamadan vatandaşlık başvurusu yapanların taleplerini reddettiler. Dolaysıyla hukuksal ikilem ABD ile Türkiye arasında sorun olmaya devam etti. 1892 yılında Osmanlı hükümeti yeni bir karar aldı ve isteyenlerin bir daha geri dönmemek kaydıyla ülkeden ayrılabileceğini ve başka ülkelerin vatandaşlığına geçebileceğini bildirdi. Halbuki bu yanlış bir karardı, çünkü daha öncede belirttiğimiz gibi ABD ile pürüz çözülmemişti. Nitekim pek çok Osmanlı Ermenisi bu şartla ülkeden ayrıldı, ama pasaportla gizli ve açık yollardan geri döndü. ABD hükümeti, Osmanlı hükümetinin şartını hiçbir zaman tanımadığı için himaye siyasetini sürdürdü. Örneğin J.J. Arakelyan, 1892 yılında alınan karardan yararlanarak ABD?ye gitmiş ve aldığı vatandaşlıkla Türkiye?ye dönmüştü. Osmanlı kanunlarına göre geri döndüğü için hala Osmanlı tebaası idi. Bu yüzden Amerika bulunduğu sırada ödemediği vergiler kendisine tahakkuk ettirildi. Amerika?nın himaye etmesine ve ısrarla verginin adaletsiz olduğunu yetkililere bildirmesine rağmen vergi tahsil edildi.(15)

Daha da önemlisi terörist Ermenilerdi. Örneğin Guedjian Ocak 1895 tarihinde Halep?te bir Hınçak mensubu olarak son derece gizli belgelerle ve örgüt dokümanlarıyla ele geçirmişti. Mahkeme kendisine 101 yıl ceza verdi. ABD konsolosuna başvuran Guedjian kendisinin Amerikan vatandaşı olduğunu iddia ederek himaye talep etti. Halep Valisi(16) himayeye izin vermeyince konu merkeze intikal ettirildi ve sonuçta İstanbul?da konsolos huzurunda yargılanması kabul edildi.(17) Bu tür durumların iki ülke ilişkilerini kötü etkilemesi üzerine taraflara 1874 yılında aralarında yapılan görüşmeler sonunda kabul edilen fakat senatonun onaylamadığı madde üzerinde görüşmelere tekrar başladılar. Ancak 1899 yılında yapılan görüşmelerde bizzat II. Abdülhamit ?Ermenilere himaye sağlayacak bir maddeyi asla onaylamayacağını? elçi Straus?a bildirince bir sonuç alınamadı.(18) 1900 yılında Amerika, Ermenilere ABD vatandaşlığı ile Türkiye?de himaye görmekte sorunlar yaşayabileceklerini bildirdi ve bunu pasaportlarına eklediği bir duyuru ile bildirmek zorunda kaldı. 1907 yılında Ermenilere Türkiye?ye döndükleri ve 2 yıldan fazla kaldıkları takdirde vatandaş olarak korunmaya sahip olamayacaklarını duyurdu. Eğer ilgili kişiler eskiden Türk tebaası statüsünde idiyse, bu süreni 5 yıl olduğu bildirildi. Bu uygulama diaspora Ermenilerinin tepkilerine ve protesto eylemlerine yol açtı. Ama ABD-Türkiye ile ilişkilerine önemli bir tehdit olan bir uygulamaya da son vermiş oldu.(19) Bu vatandaşlık ve himaye sorunu 1923 yılında Lozan Barış görüşmeleri sırasında da Türk-Amerikan heyetleri arasında görüşüldü ama bir sonuç alınamadı. Türk tarafının kapitülasyonları kaldırma konusundaki ısrarı Amerika?nın istediği tarzda bir uzlaşmaya olanak vermiyordu. Ama iki ülke arasında Lozan?da yapılan dostluk ve ticaret antlaşmasının imzalanmasına bu madde engel olmadı. Bununla birlikte, Ermeni diasporasının faaliyetleri imzalanan antlaşmanın Kongrede onaylanmasının engellemeyi başardı. Lozanda?da Ermeni dernekleri Türkiye ile Avrupa ve özellikle Amerika arasında bir anlaşmaya varılmaması için propaganda yürüttüler. Lozan?da gözlemci olarak bulunan Amerikan delegasyonu 6 Ağustos 1923 günü Türkiye ile bir dostluk antlaşması imzaladılar. Bu antlaşmanın Türkiye?nin yararına olması Amerikan Ermeni derneklerini aleyhte örgütlenmeye yöneltti.(20) Yapılan antlaşma 3 Mayıs 1924 tarihine kadar Senatoya sunulmadı. Ermeni lobileri antlaşmayı reddeden ve kabulünde yayar görenler olarak ikiye bölündü. Genelde misyoner kuruluşları, yardım dernekleri ve Armenia Amerika Society antlaşmasının onanmasından Yana tavırlarını koydular.(21) Buna karşılık Gerard-Cardashian ikilisinin başını çektiği Committee for the Independence of Armenia reddi için saldırgan bir propaganda yürüttü.(22) Ermenistan kurulmasını tek amaç olarak gören bu grup American Committee Opposed to the Lausanne Treaty adıyla örgütleşti.(23) Antlaşmanın imzasından her hangi bir yarar ummadıklarından muhalefeti çok sertti. Nihayet senatoyu etkilemek için bu iki grubun mücadelesini maalesef red cephesi kazandı. Ama bu mücadele esnasında Türk milletini ve yeni Cumhuriyeti rencide eden sayısız makale, kitap, haber Amerika?da yayınlandı. Amerika?da yaygın olan ?Korkunç Türk? imajı, aleyhteki derneklerin ekmeklerine yağ sürdü.(24) Karşı grubun siyaset ve kamuoyundaki etkisi o kadar büyük oldu ki, 1924 Başkanlık seçimlerine Türkiye ile yapılan antlaşma damgasını vurdu. Antlaşmayı onaylamanın Ermenileri satmak, onlara ihanet ile eşit olduğu propagandası zemin kazandı. Kiliseler, özellikle the Protestant Episcopal Church 110 bishobun imzaladığı bir bildiri ile Türkiye?yi ve Amerika?daki destekçilerini kınadı. Bu çıkışlar senatörleri ikilemede bıraktı. 18 Ocak 1927 yılında, Lozan?dan 4 yıl sonra ancak oylanabilen Lozan Antlaşmasının onayı geçerli çoğunluğu elde edemedi. Oylamada 34 ret 50 kabul çıktı ama bu yeterli yeterli çoğunluk olmadığı için ret demekti. Türk Amerikan ilişkileri Ermeni Diaspora faaliyetleri yüzünden bir yara daha aldı. Ama bizzat Başkan Türkiye?yi gücendirmemek için antlaşmasının onaylanmasını dilediğini bildiri ve sanki kabul edilmiş gibi ilişkilerin sürdürülmesini önerdi. Dışişleri bakanlığının girişimi sayesinde 17 Şubat 1927 tarihinde Türkiye ile düzenli diplomatik ilişki kuruldu. Onaylanmayan Lozan Antlaşması sanki onaylanmış gibi ilişkilerin temeline oturdu. (Öte yandan antlaşmaya taraf olan grup, başta Near East Relief olmak üzere savaş sırasında Türkiye?ye yönelik Ermeni propagandalarıyla ilgili çok enteresan gizli bilgileri açığa vurdular. Mesela NER, para toplayabilmek için Ermenilerin sürgünü ve katliamı konularında yanlış veya önyargılı raporlar ve haberler yayınladığını, dolayısıyla bu yüzden Türklere karşı cephe alınmasının haksız olduğunu duyurdu.)

Bu arada 28 Mayıs 1928 yılında Türkiye?nin çıkardığı vatandaşlık kanunu ki ülke arasında tabiiyet sorununu içinden çıkılmaz hale getirdi. Yeni kanun vatandaşlıktan çıkmayı izne bağlamakla kalmıyor, Türkiye?de doğanları şartsız vatandaş kabul ediyordu. Bu son uygulamaya karşı yoğun bir tepki ve muhalefet olması üzerine 9 Nisan 1929 yılında kanun değişikliği yapıldı ve Türkiye?de doğanların vatandaşlığı kişilerin isteğine ve meclisin onayına bırakıldı. Ancak Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinde 62 yıl süren sorun çözüme kavuşmadı.(25)

SUNUÇ

Bugün de Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren Ermeni dernek, enstitü ve kurumları bulundukları ülkelerin Türkiye?ye yönelik politikalarının tespitinde önemli rol oynamaktadırlar. Önemli bir oy potansiyeline sahip oldukları ülkelerde Türkiye?yi hedef alan politikalar izleyerek adayları desteklemektedirler. Bu sayede her yıl gerek Avrupa?da gerekse Amerika?da sözde ?soykırımın? tanınmasına yönelik girişimleri ile Türkiye?nin Ortadoğu ve Avrupa politikalarını etkisiz veya bağımlı hale getirmeye çalışmaktadırlar. Bugün Amerika?da 24?ün üzerinde eyalet kendi parlamentolarında sözde soykırımı tanımış ve buna müfredatında yer vermiştir. Demek ki Ermeni sorununu çözülmesi ve Türkiye için bir dış tehdit olmaktan çıkarılması için diaspora Ermenilerinin faaliyetlerinin de analiz edilmesi gerekir. Ancak bazılarının önerdiği gibi diaspora Ermenileri ile diyalog yoluyla çözüm bulmak iddia edildiği gibi kolay değildir. Bu bildire taraflar arasında diyalogun asgari şartları tahkik edilmeye çalışılacaktır. Öte yandan geçmişe Amerikanın himayesine girenlerin Osmanlı devletine yönelik tehditleri bugün de başka uluslar arası güçlerin himayesinde Türkiye Cumhuriyetine karşı sürmektedir.

Ermeni Sorunu Web Sitesi

Kasım 23rd, 2007 by admin

ermenisorunu-gen-tr.jpgErmeni Sorunu Web Sitesi;

* Konusunda yapılan ilk web sitesidir (1999 yılında başlatıldı)
* İnternet üzerindeki en kapsamlı yayındır (Binlerce sayfa metin, fotoğraf, belge içeriyor)
* 4 dilde yayın yapan tek web sitesidir (Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca)
* En çok ziyaret edilen web sitesidir (Günlük ortalama 35.000 kişi)
* Akademik olarak hazırlanan en güvenilir kaynaktır.

Ermeni Sorunu Web sitesi, 7 yıldır binlerce kişinin ziyaret ederek ücretsiz bilgi aldığı en önemli elektronik kaynaktır.

Bireysel Olarak ve Kurumsal Olarak Nasıl Destek Olabiliriz?

Sözde Ermeni Soykırımı Günümüzdeki Durumu

Ekim 9th, 2007 by admin

Günümüzde İsviçre’de Ermeni soykırımının reddedilmesi suçtur. Benzer bir yasa taslağı da Fransız meclisinden geçmiÅŸ, yasalaÅŸmak için senatoda onay beklemektedir. Bunun dışında 20 kadar ülke, parlamentolarında, Ermeniler’in soykırıma uÄŸradığı iddialarını tanıyan yasaları kabul etmiÅŸlerdir. Amerika federal anlamda böyle bir yasayı kabul etmemesine raÄŸmen yasa, eyaletler bazında 50 eyaletten 36 sında kabul görmüştür. Kimi ülkelerde ise (İsrail, İngiltere) soykırım kelimesi yerine “katliam ” kelimesi yeÄŸlenmiÅŸtir.

Ermeni Soykırımı iddiası son yıllarda bazı devletlerin parlamentoları tarafından “resmen” tanınmıştır. Bu ülkeler arasında Arjantin, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Lübnan, Rusya Federasyonu, Slovakya, Uruguay, Yunanistan, Polonya, Venezuela ve Åžili bulunur.

Sözde Ermeni Soykırımı Karşısında Türk Tezleri

Ekim 9th, 2007 by admin

Soykırım iddiaları karşısında Türkiye Cumhuriyeti resmî politikasında, Ermenilerce öldürülen birçok Türk’un yanısıra, tehcir sırasında ve sonrasında birçok Ermeninin öldüğünü kabul etmekle birlikte, bu ölümlerin sebebinin sistematik bir soykırım deÄŸil, savaÅŸ koÅŸulları, hastalıklar ve Ermeniler’in zorunlu göçünü kolaylaÅŸtıracak imkânların bulunmaması olduÄŸunu öne sürmektedir ve bu tez doÄŸrulukla sonuçlanmıştır[10]

Türk tarafının tezine göre bu yerdeğiştirme (tehcir), bir soykırım ya da katliam değil, düşmanla işbirliği yapan ve ülkenin birliğine zarar veren bir topluluğun zararlı faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla ve iç güvenlik nedeniyle başka topraklarda yerleşime zorlanması yönünde alınmış bir önlemdir.[11]

Osmanlı arşivlerinde (Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık arşivi) göçe tabi tutulan Ermeniler için yolculuk sırasında rahatlarının sağlanması, can ve mallarının korunması için buyruklar olduğu görülmektedir. [12]

Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun 30 Mayıs 1915 tarihli kararıyla, Ermenilerin canlarının ve mallarının korunmasını, göçmen ödeneÄŸinden geçimlerini saÄŸlayabilmeleri için yardımın yapılmasını, ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmasını, hükümet tarafından evler yapılmasını, alet ve teçhizat temin edilmesini, yiyecek ve diÄŸer ihtiyaçlarının saÄŸlanmasını, saÄŸlık durumlarının hergün doktorlar tarafından kontrol edilmesini, hasta, kadın ve çocukların trenle gönderilmesini ve alınması gereken daha pekçok önlemi bildiren emirler yayınlamıştır. [13]

Ayrıca, tehcir sırasında Ermenilere karşı herhangi bir saldırıda bulunanların tevkif edilerek, Divan-ı Harp Mahkemesine sevk edilmesi ve en ağır şekilde cezalandırılmaları da karara bağlanmıştır.[14]

Tehcire tabi tutulan Ermeniler’in sayıları Halep’ten gelenlerle birlikte 438.758 kiÅŸiydi. Açlık, tifo ve dizanteri gibi hastalıklar, iklim koÅŸulları, Arap aÅŸiretleri ve eÅŸkıyaların saldırıları sonucu ancak 382.148 kiÅŸi iskan sahasına varabilmiÅŸtir.Yani toplam Ermeni kaybı 56.610′dur.

Türk görüşlerine yakın tezleri (Batı dünyasında) Bernard Lewis, Gilles Veinstein, Erich Feigl, Donald Quataert, Guenter Lewy, Cem Özgönül, Justin McCarthy, Udo Witzens ve başkaları savunmaktadır.

Literatür

Ekim 9th, 2007 by admin

Ermeni soykırımı tezlerine dayanak oluÅŸturan önemli birincil kaynaklar, ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau’nun Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü (1919), Alman din adamı Johannes Lepsius’un Bericht über die Lage des armenischen Volkes in der Türkei (Ermeni Halkının Türkiyedeki Durumunu Anlatan Rapor - 1916) adlı eserleri ile, İngiliz Hükümeti’nin tarihçi James Bryce ve Arnold Toynbee’ye hazırlattığı bir belge derlemesi olan Mavi Kitap’tır.

Avusturya’lı romancı Franz Werfel’ın, Samandağı Ermenilerinin direniÅŸini anlatan Musa DaÄŸ’da Kırk Gün (1936) adlı romanı dünya edebiyat klasikleri arasına girmiÅŸtir.

Yakın yıllarda Ermeni soykırım iddiaları hakkındaki eserlerden biri de Amerikalı tarihçi Vahakn Dadrian’ın The History of the Armenian Genocide (1995) adlı eseridir. Ünlü romancı Dursun Akçam’ın oÄŸlu olan Taner Akçam, Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak, soykırım tezini destekleyen bir dizi önemli araÅŸtırma yayımlamıştır.

Sözde Ermeni Soykırımı Tezleri

Ekim 9th, 2007 by admin

Soykırım iddiasının temel taşı Ermenilerin Türk devleti tarafından sürüldüğü, öldürüldüğü, vb. değildir. Esas iddia, bu eylemlerin, Ermeni toplumunu kökten yoketmeye yönelik sistemli ve bilinçli bir devlet politikasının sonucu olmasıdır. Tarihte toplumlar arasında ve savaş dönemlerinde gerçekleşmiş sayısız katliam vardır. Ancak bir toplumun devlet kararıyla ve bilinçli olarak yokedilmesi, soykırım tezini savunanlara göre, tarihte çok ender rastlanan bir insanlık suçudur.

Bu nedenle, 1915 olaylarının ardındaki hükümet politikasını kanıtlayacak belgelerin ortaya çıkarılması, soykırım tartışmalarının ana eksenini oluşturmuştur. Dönemin açıklanmış olan resmi arşivlerinde, soykırım tezini kanıtlayacak belgeleri bulmak çok zordur. Soykırım tezini savunanlar buna karşılık,

* Soykırımın resmi Osmanlı makamları tarafından deÄŸil, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne baÄŸlı gizli bir örgüt olan TeÅŸkilat-ı Mahsusa eliyle yürütüldüğünü;
* TeÅŸkilat-ı Mahsusa ve İttihat ve Terakki arÅŸivlerinin Ekim-Kasım 1918′de, yani Osmanlı Devletinin savaÅŸta yenildiÄŸi ve Talat PaÅŸa hükümetinin düştüğü günlerde, yakılarak imha edildiÄŸini;
* Resmi arşivlerde bulunabilecek olan bazı belgelerin de çoktan ayıklanıp yokedildiğini ileri sürerler.[kaynak belirtilmeli, ispatlanamamaktadır]

Osmanlı Ermeni Nüfus Sayıları

Ekim 9th, 2007 by admin

1914 Osmanlı nüfus sayımına göre imparatorluk topraklarında yaÅŸayan Ermeni sayısı 1,295,000′dir. (Bu nüfusun tamamına yakını bugünkü Türkiye sınırları içindedir.)  Ermeni Kilisesinin vergi kayıtlarına dayalı 1913 istatistiÄŸine göre bu rakam 1,914,000 olmalıdır. Batılı kaynaklarda genellikle 1,600,000 ile 1,800,000 arası sayılara rastlanır.

Cumhuriyet döneminin ilk sayımı olan 1927 Nüfus Sayımında Türkiye’nin Ermeni nüfusu 100,000 civarında gösterilmiÅŸtir.

Sözde Ermeni Soykırımı ve 1915 Olayları

Ekim 9th, 2007 by admin

1915 Åžubat ayından itibaren Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahsızlandırıldı. Birçok kentte Ermeni toplumunun ileri gelenleri tutuklandı; bir kısmı sorgusuz idam edildi. 24 Nisan 1915′te İstanbul’da Ermeni toplumunun önde gelen 2,345 ismi tutuklanarak Anadolu’ya sürüldü. Bunlar arasında siyasi militanların yanında milletvekilleri, tanınmış yazar ve ÅŸairler, sanatçılar, din adamları ve iÅŸ adamları da vardı. Sürülenlerin çoÄŸu sürgünde öldü veya öldürüldü..[kaynak belirtilmeli, ispatlanmamış taraflı masallar !..] 24 Nisan, günümüzde dünya Ermenileri tarafından Soykırım Günü olarak anılmaktadır.

24 Nisan hadisesi, İtilaf ordularının her an Çanakkale’ye çıkmasının beklendiÄŸi, çok kısa bir süre içinde İstanbul’un düşman eline geçeceÄŸine ve Osmanlı Devleti’nin çökeceÄŸine neredeyse kesin nazarıyla bakıldığı günlerde gerçekleÅŸmiÅŸtir. Aynı günlerde Osmanlı sarayı ve hükümetini EskiÅŸehir’e taşıma hazırlıkları yapılmıştır. İttihat ve Terakki hükümetinin Ermeni politikasını bu çerçevede deÄŸerlendirmek doÄŸru olur.

27 Mayıs 1915′te çıkarılan bir Kanun-ı Muvakkat (geçici yasa) ile yerel mülki ve askeri yöneticilere, uygun görecekleri kiÅŸileri geçici olarak baÅŸka yere naklettirme yetkisi verildi. 10 Haziran’da çıkarılan bir kararname ile, nakledilen kiÅŸilerin mallarınına nasıl tasarruf edileceÄŸi açıklandı. Bunu izleyen aylarda Anadolu’nun Ermeni nüfusunun büyük bir kısmı kafileler ÅŸeklinde yola çıkarılarak Suriye Çölü’ndeki Deyrizor’da kurulan toplama kamplarına sevkedildi. Kafilelere katılanların önemli bir bölümü yolda öldü veya öldürüldü. Çöldeki bir kampın bu büyüklükte bir kalabalığı barındırması sözkonusu olmadığından, Deyrizor’a varanların bir bölümü de açlık veya hastalıktan öldü. 4 AÄŸustos’ta yayımlanan bir hükümet emriyle Katolik ve Protestan Ermenilerin sevki durduruldu ise de bu emrin bir etkisi olmadı.

Mardin ve Diyarbakır bölgesindeki Süryaniler ile Hakkâri’deki Nasturiler de tehcire tabi tutuldular.

Ermeni Tehciri Öncesi

Ekim 9th, 2007 by admin

DoÄŸu Anadolu üzerindeki Ermeni talepleri 1870′lardan beri Osmanlı Devleti için siyasi bir sorun olmuÅŸtu. Hınçak ve TaÅŸnaksutyun gibi Ermeni militan örgütleri 1894′ten itibaren bazı tedhiÅŸ eylemlerine giriÅŸtiler. 1895′te Ermenilerin ayaklanma teÅŸebbüsü sertlikle bastırıldı. 1909′daki Adana olaylarında çok sayıda sivil Ermeni öldürüldü.[kaynak belirtilmeli, ispatlanmamıştır !..]

Birinci Dünya Savaşı baÅŸlangıcında iktidardaki İttihat ve Terakki yönetimi, DoÄŸu’daki Ermenilerin muhtemel bir Rus istilasından önce ayaklanarak Ruslara destek olacağı kaygısını taşıyordu. Bunun yanısıra iktidara yakın bazı fikir adamları, Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin parçalanması halinde Anadolu’da bir Türk ulusal devleti kurulmasını, bunun için de ülkenin gayrımüslim unsurlardan arındırılmasını savunmaktaydı.

Ermeni Soykırım Kavramı

Ekim 9th, 2007 by admin

Genocide (soykırım) kavramı Amerikalı hukukçu Rafael Lemkin tarafından ortaya atılmıştır. Lemkin, kavramı Yunanca “genos” (soy, kavim) ve Latince “cidus” (öldüren) kelimelerini bir araya getirerek oluÅŸturmuÅŸtur. 1915 tehciri ve Irak’ta Hıristiyanlara yönelik katliamları inceleyen Lemkin 1933 yılında İspanya’da uluslararası bir konferansta bir kiÅŸiyi öldüreni yargılamak mümkünken, bir milyon insanı ölüme göndereni yargılamak niçin mümkün olmuyor sorusunu ortaya atarak uluslararası bir soykırım sözlemesi çabası içine girdi. Genocide sözcüğünü 1944 yılında ilk olarak kullanan Raphael Lemkin, BM Soykırımı önleme ve Cezalandırma SözleÅŸmesi’nin ilk savunucularındandı. Lemkin, Ermeni meselesini 20. yüzyıla ait tipik bir soykırım örneÄŸi olarak tanımlıyordu.Buna karşılık Ermeni soykırımı iddiaları dünya gündemine 1965 yılından sonra girdi.